
2021 yazının o kavurucu günlerinde, Antalya’nın Manavgat ilçesi tarihin en büyük orman yangınlarından birine sahne oldu. Toros Dağları’nın eteklerinde, rüzgârın yön değiştirdiği, havanın hem sıcak hem de nemsiz olduğu bir öğleden sonra, dört farklı noktada birden alevler yükseldi. Başta sadece ince duman çizgileri olarak görülen bu oluşumlar, kısa sürede gökyüzünü kaplayan dev bir kızıllığa dönüştü. O gün başlayan yangın, sadece birkaç gün içinde 60 bin hektarlık alanı kül etti. Köyler tahliye edildi, evler, ahırlar, seralar yok oldu, sekiz kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı, binlerce hayvan telef oldu.
Bilim insanlarının yürüttüğü araştırmalar, bu felaketin yalnızca sıcak ve kurak bir yazın doğal sonucu olmadığını ortaya koyuyor. npj Natural Hazards dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, yangının büyümesinde insan faktörü belirleyici rol oynadı. Doğada yıldırım düşmesi gibi nedenlerle başlayan yangınlar genellikle sınırlı kalırken, insan eliyle çıkarılan yangınlar yedi kata kadar daha geniş alanları yok edebiliyor. Manavgat’ta da aynı gün dört ayrı noktada kundaklama tespit edildi ve sonraki günlerde dört farklı yangın daha başladı. Böylece tek bir alevle uğraşmak yerine, birbirinden uzak noktalarda eşzamanlı yangınlarla mücadele etmek zorunda kalındı.
Yangının şiddetini artıran bir diğer etken, bölgenin haftalardır yağış almamış olmasıydı. Ormanlar, makilikler ve çalı örtüsü adeta barut fıçısına dönmüştü. Buna Toroslardan inen sıcak ve kuru föhn rüzgârı eklendiğinde, nem oranı kritik seviyelerin altına düştü ve sıcaklıklar 30°C’nin çok üzerine çıktı. Bilim insanlarının “mükemmel fırtına” olarak tanımladığı bu koşullar — aşırı sıcak, düşük nem, uzun süreli kuraklık ve kuvvetli rüzgâr — yangının hızla yayılmasına yol açtı. Böyle bir ortamda küçücük bir kıvılcım bile büyük bir felakete dönüşebilirken, Manavgat’ta aynı anda sekiz ayrı yangın başlamıştı.
Yangınla mücadele sırasında sadece Manavgat değil, Türkiye’nin dört bir yanında 447 yangın kaydedildi. Bu yangınların 43’ü Antalya ili sınırları içindeydi. Ekipler, gönüllüler ve köylüler ellerinden geleni yapmasına rağmen, sarp arazi yapısı, sürekli yön değiştiren rüzgârlar ve eşzamanlı çok sayıda yangın nedeniyle söndürme çalışmaları oldukça zordu. Yangın ancak onuncu günün sonunda, insanüstü bir çaba ve 7 Ağustos’ta bastıran yaz yağmurları sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabildi.
Ekolojik açıdan bakıldığında, Akdeniz bitki örtüsü binlerce yıldır yangınlara uyum sağlamış durumda. Örneğin kızılçamların kozalakları yüksek sıcaklıkta patlayarak tohumlarını saçar, maki bitkileri köklerinden yeniden filizlenebilir. Nitekim Manavgat’ta da haftalar içinde bazı alanlarda yeşil filizler görülmeye başlandı. Ancak bu, ormanın tamamen eski haline döndüğü anlamına gelmiyor. Büyük ağaçların yeniden yetişmesi, yaban hayatının geri gelmesi onlarca yıl sürecek. Hele ki yangınlar bu kadar sık ve şiddetli olursa, bazı türlerin tamamen kaybolma riski var.
Yangından sonra bölgenin yeniden ağaçlandırılması için Orman Genel Müdürlüğü ve gönüllü kuruluşlar milyonlarca fidan dikti. Kızılçam tohumlarının yanı sıra, daha dirençli ve ekonomik getirisi olan defne, keçiboynuzu gibi türler de tercih edildi. Ama bu çalışmalar, yangınların önlenmesine yönelik adımlarla desteklenmezse, gelecekte benzer felaketlerle karşılaşma ihtimalimiz yüksek.
İşte burada iklim değişikliği gerçeği karşımıza çıkıyor. Akdeniz iklimi zaten yazları sıcak ve kurak; ancak küresel ısınma bu koşulları daha da aşırı hale getiriyor. Daha uzun kuraklık dönemleri, sıklaşan sıcak hava dalgaları ve ani yağışlar, yangın riskini sürekli artırıyor. 2021 yazı rekor sıcaklıklarla geçti, nem oranı çok düşük kaldı ve rüzgârlar yangının yayılmasını kolaylaştırdı. Türkiye’de orman yangınlarının %89’unun insan kaynaklı olduğu düşünüldüğünde, bu iklimsel koşulların üzerine eklenen insan ihmali ve kasıt, felaketin boyutunu katladı.
Manavgat yangını, sadece yerel bir trajedi değil; aynı zamanda gelecekte bizi bekleyen risklerin habercisi. Yangın mevsimi artık daha erken başlıyor ve daha geç bitiyor. Avrupa genelinde 2021 yılı yarım milyon hektardan fazla alanın yanmasıyla son yılların en ağır yangın sezonlarından biri olarak kayıtlara geçti.
Bilim insanlarının önerileri net: Orman kenarındaki plansız yapılaşmayı sınırlamak, tarım ve sera faaliyetlerinde yangın güvenliği önlemlerini artırmak, yerel halkı eğiterek yangına karşı ilk müdahale kapasitesini güçlendirmek ve elbette iklim değişikliğiyle mücadele için hem küresel hem de yerel düzeyde kararlı politikalar izlemek.
Bir ormanı yok etmek birkaç gün sürebilir, ama onu geri kazanmak onlarca yıl alır. Manavgat’ta kül olmuş topraklardan yükselen o ilk yeşil filizler bize doğanın dayanıklılığını hatırlatıyor. Ancak bu kez asıl sınav, bizim doğaya karşı gösterdiğimiz sorumlulukta yatıyor. Çünkü bir sonraki kıvılcımın nereden geleceğini bilemeyiz, ama ona karşı ne kadar hazırlıklı olacağımıza biz karar veririz.

