Mikroplastiklerin En Büyük Kaynağı: Araba Lastikleri mi? I Uyan da Anlatayım #21

Mikroplastiklerin En Büyük Kaynağı: Araba Lastikleri mi? I Uyan da Anlatayım #21

Bugün belki de aklınıza gelmeyecek bir mikroplastik kaynağından bahsedeceğiz: araba lastikleri. Tek kullanımlık pipetler ya da poşetler genelde plastik kirliliğinin baş aktörleri olarak gösterilir, ama işin gerçeği çok farklı. En büyük mikroplastik kaynaklarından biri, her gün üzerinde yürüdüğümüz ya da araçlarımızla geçtiğimiz yolların tam ortasında duruyor: lastikler. Arabanızın lastikleri zamanla aşınır, incelir ve sonunda değiştirilir. Peki o aşınan kısım, yani kaybolan malzeme nereye gidiyor? Aslında hiçbir yere kaybolmuyor, sadece küçülerek gözden uzaklaşıyor.

Lastikler çoğu kişinin sandığı gibi tamamen doğal kauçuktan yapılmıyor. Büyük oranda sentetik kauçuk, yani plastik türevlerinden üretiliyor. Aracınız hareket ettikçe lastik yüzeyi sürtünmeyle aşınıyor ve yola gözle görülemeyecek kadar küçük parçacıklar bırakıyor. Bu parçacıklar “mikroplastik” olarak adlandırılıyor; çapları 5 milimetreden bile küçük. Yağmur yağdığında, bu parçalar yoldan süpürülerek yağmur suyu kanallarına, oradan da derelere, nehirlere ve en sonunda okyanuslara ulaşıyor. Araştırmalar, çevredeki mikroplastiklerin yaklaşık yüzde 45’inin lastik aşınmasından kaynaklandığını gösteriyor. Yani denizlerde, kumlarda ve hatta yediğimiz balıkların dokularında bulunan plastiklerin neredeyse yarısı pipetlerden değil, lastiklerimizden geliyor.

Bu lastik parçacıkları su ekosistemine ulaştığında, balıklar, yengeçler ya da istiridyeler onları yiyecek sanıp yutabiliyor. Sorun yalnızca parçacıkların kendisi değil; lastiklerin yapısında bulunan ve normalde dayanıklılığı artırmak için eklenen bazı kimyasallar da suya karışıyor. Bunlar canlı dokularda birikerek toksik etki gösterebiliyor ve besin zinciri boyunca daha büyük canlılara, hatta insana kadar ulaşabiliyor. ABD’nin Washington eyaletinde yapılan bir araştırmada, Coho somonu adı verilen bir türün nehirlerine yumurtlamak için dönen bireylerinin yarısından fazlasının yumurtlamadan önce öldüğü görüldü. Sebebi, lastiklerde kullanılan 6PPD adlı katkı maddesinin suya karışınca dönüşerek oluşturduğu 6PPD-quinone adlı bileşikti. Bu madde somonlar için ölümcül bir zehir gibi çalışıyordu.

Üstelik lastik kaynaklı kirlilik yalnızca suyla sınırlı değil. Bu parçacıklar havaya da karışabiliyor. Özellikle yoğun trafik yollarının çevresinde yaşayanlar, farkında olmadan lastik tozunu soluyabiliyor. Hatta Çin’de yapılan bir çalışmada, çocukların ve yetişkinlerin idrar örneklerinde 6PPD-quinone tespit edildi. Bu maddenin insan sağlığı üzerindeki etkileri henüz tam olarak bilinmese de ilk bulgular karaciğer, böbrek ve akciğer gibi organlara zarar verebileceğini düşündürüyor.

Peki bu soruna karşı ne yapılabilir? Lastik üretiminde kullanılan zararlı kimyasallara alternatifler geliştirmek uzun vadede en etkili çözüm olurdu, ancak üreticiler henüz 6PPD’nin yerini tutabilecek bir madde bulamadıklarını söylüyor. Bu yüzden bilim insanları, ortaya çıkan mikroplastikleri suya karışmadan yakalamanın yollarını arıyor. Bunlardan biri, tarımsal atıklardan üretilen ucuz ve doğal filtreler kullanmak. Çam odunu talaşı ve “biochar” adı verilen, oksijensiz ortamda ısıtılarak elde edilen bitkisel kömür, bu konuda öne çıkan iki malzeme. Yapıları sünger gibi gözenekli olduğu için suyla taşınan mikroplastik parçacıklarını yakalamakta çok başarılılar.

Araştırmacılar bu malzemeleri gözenekli torbaların içine doldurup yağmur suyu drenajlarının çıkışına yerleştirdi. Yağmur yağdığında su bu filtrelerden geçerken, lastik parçacıkları gözeneklere takılıp kaldı. Saha testlerinde bu sistem, sudaki lastik parçacıklarının yaklaşık yüzde 90’ını yakalamayı başardı. Yani her on parçacığın dokuzu daha kanalizasyona ulaşmadan tutuldu. Bu kadar basit ve ucuz bir yöntemin bu ölçüde etkili olması, şehirlerde mikroplastik kirliliğini azaltmak için büyük bir umut veriyor.

Elbette bu filtrelerin dayanıklılığı, uzun vadede ne kadar etkili olduğu ve dolduğunda nasıl bertaraf edileceği gibi soruların yanıtlanması gerekiyor. Ama şimdiden belli ki plastik kirliliğiyle mücadelede yaratıcı, yerel ve doğal çözümler elimizde.

Sonuçta mikroplastik kirliliği sadece gözümüze çarpan plastik atıklardan ibaret değil. Arabalarımızın lastikleri bile sessiz sedasız doğaya plastik saçıyor. Sorun küçük parçacıklar, ama etkisi büyük. Neyse ki bu sorun da çözümsüz değil; bilim, doğadan ilham alarak pratik yollar geliştirmeye devam ediyor. Belki de gelecekte lastiklerimiz daha çevre dostu olacak ve nehirlerimiz, denizlerimiz bu görünmez tehditle çok daha az karşılaşacak.