Vejetaryenlik Kanserden Korur mu? 79.468 Kişilik Araştırma I Uyan da Anlatayım #33

Vejetaryenlik Kanserden Korur mu? 79.468 Kişilik Araştırma I Uyan da Anlatayım #33

Kanser riskimizi tabağımızdaki seçimler belirleyebilir mi? Bu soru uzun süredir araştırmacıların aklında. Son yıllarda giderek büyüyen epidemiyolojik veriler, bitki ağırlıklı beslenme ile bazı kanser türlerinde daha düşük risk arasında dikkat çekici ilişkiler olduğunu gösteriyor. Yakın zamanda yayımlanan büyük bir çalışma, bu ilişkiye dair güçlü sayısal sinyaller sundu.

2000’lerin başında ABD ve Kanada’da yaşayan, sağlık bilincine sahip on binlerce insanın yeme alışkanlıkları kayda geçirildi ve bu bilgiler yıllar boyunca eyalet ve provins kanser kayıtlarıyla karşılaştırıldı. Başlangıçta kanseri olmayan 79.468 katılımcının diyetleri beş kategoriye ayrıldı: tamamen hayvansal ürünleri dışlayan veganlar; süt ve yumurta tüketen lakto-ovo vejetaryenler; yalnızca balık etine izin veren pesko-vejetaryenler; ara sıra et yiyen yarı vejetaryenler; ve vejetaryen olmayanlar. Daha sonra kimde hangi kanser türü ortaya çıktığı, yaş, cinsiyet, eğitim, sigara, tarama alışkanlıkları gibi birçok değişken hesaba katılarak analiz edildi.

Ortaya çıkan tablo çarpıcıydı. Vejetaryen beslenenlerde tüm kanserlerin toplamında risk yaklaşık yüzde 12 daha düşüktü. Mide kanserinde bu oran yüzde 45’e, lenfomalarda yüzde 25’e, kalın bağırsak kanserinde ise yaklaşık yüzde 21’e ulaştı. Özellikle sindirim sistemi kanserlerinde belirgin bir düşüş gözlenmesi şaşırtıcı değil; çünkü mide ve bağırsak dokuları yediğimiz gıdalarla ve bağırsak bakterilerinin ürettiği metabolitlerle sürekli temas halinde. Liften zengin sebze, meyve, baklagil ve tam tahıllar; polifenoller gibi bitkisel savunma bileşenleri; daha düşük işlenmiş et tüketimi bu dokularda iltihaplanmayı ve DNA hasarını azaltan bir mikro-çevre oluşturabiliyor. İşlenmiş kırmızı etin kolorektal kanser için risk faktörü olduğu zaten uzun süredir biliniyor, bu çalışmada bitki odaklı kalıpların lehine tablo çıkması bu yüzden şaşırtıcı değil.

Alt gruplara bakıldığında da ilginç ayrıntılar vardı. Veganlarda toplam kanser riski en düşük seviyedeydi; lakto-ovo ve pesko-vejetaryenlerde de anlamlı azalmalar saptandı. Bazı kanserlerde yaşa göre farklılıklar ortaya çıktı. Genç veganlarda prostat ve meme kanserinde daha belirgin azalma sinyalleri vardı; pesko-vejetaryenlerde ise kolorektal kanserde dikkat çekici düşüş görüldü. Bu nüanslar, “vejetaryenlik” kavramının tek tip olmadığını, farklı tabakların farklı etkiler yaratabileceğini hatırlatıyor.

Elbette çalışma gözlemsel olduğu için sebep-sonuç ilişkisi kurmuyor. Yani sadece birliktelikleri gösteriyor. Bitki ağırlıklı beslenenler, aynı zamanda daha çok hareket ediyor, daha az sigara içiyor ya da sağlık taramalarını daha düzenli yaptırıyor olabilir. Araştırmacılar bu değişkenleri istatistiksel olarak düzeltti ama her zaman bir miktar “karıştırıcı etki” payı kalır. Yine de farklı kanser türlerinde tutarlı biçimde vejetaryen grupların lehine sonuçlar çıkması, büyük resimde oldukça ikna edici.

İlginç noktalardan biri de lenfomalarla ilgiliydi. Bağışıklık sistemiyle yakından ilişkili bu kanser grubunda riskin azalması, düşük düzeyli iltihaplanmanın daha az görülmesi veya bazı viral ya da otoimmün tetiklerin daha seyrek olmasıyla açıklanabilir. Hatta bazı raporlar süt ürünleriyle lenfoma arasında tartışmalı bağlantılar önermişti; bu çalışmadaki vegan ve lakto-ovo gruplarının avantajı belki bu yöne de işaret ediyor olabilir. Ancak kesin konuşmak için daha fazla veriye ihtiyaç var.

Çalışma, her kanser için koruyucu bir etki olmadığını da gösterdi. Sinir sistemi ve idrar yolları kanserlerinde anlamlı farklılık saptanmadı. Yani mucizevi bir diyetle tüm kanserlere karşı zırh kuşanmak söz konusu değil. Daha çok, farklı mekanizmalarla işleyen bir dizi kanserde küçük ama istikrarlı avantajlar sunan bir tablo var. Bu küçük avantajlar nüfus düzeyinde büyük farklara dönüşebilir.

Son olarak araştırmanın katılımcılarının sağlık bilinci yüksek bir topluluk olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle referans grubu olan “vejetaryen olmayanlar” bile toplum ortalamasına göre daha sağlıklı olabilir. Buna rağmen fark çıkmış olması kayda değer. Bu yüzden bu verileri tek başına nihai kanıt olarak değil, kanıt zincirinin güçlü bir halkası olarak görmek doğru olur. Dünya Kanser Araştırma Fonu’nun mevcut değerlendirmeleri, kırmızı ve işlenmiş etin kolorektal kanserle ilişkisini güçlü bir şekilde destekliyor; sebze ve meyve tüketiminin faydasına dair kanıtlar da bu resmi tamamlıyor. Bu yeni analiz ise mozaiğe sağlam bir taş daha ekliyor.

Çıkarılacak ders net: Tamamen vegan olmak şart değil, tabağı bitki odaklı hale getirmek bile kanser riskinde ölçülebilir fark yaratabilir. Bugün tabağa fazladan bir avuç baklagil, bir porsiyon koyu yeşil yapraklı sebze ya da renkli bir meyve eklemek, belki hemen değil ama yıllar içinde farkını gösterebilir. Küçük değişiklikler birikir ve uzun vadede büyük bir sağlık avantajı sağlar.