
Yaklaşık 12.800 yıl önce Dünya, sanki birinin iklimin termostatını aniden kıstığı bir anda, hızlıca soğudu ve bin yıldan uzun sürecek bir buzul dönemine girdi. Bu dönem bilimde “Genç Dryas” olarak biliniyor. Sıcaklıkların belki yalnızca bir yıl içinde yaklaşık 10°C düştüğü düşünülüyor ve bu sert kış şartları yaklaşık 1.200 yıl boyunca devam etmiş. Düşünsene, nesiller boyu Dünya adeta buzun hakimiyetindeydi.
Peki bu ani soğumanın sebebi neydi? Klasik açıklamalardan biri, son buzul çağının sonunda eriyen dev buzulların tatlı su göllerini taşırarak Atlantik’e boşaltması. Bu tatlı su, okyanusların sıcak su taşıyan akıntılarını zayıflatmış olabilir. Okyanus akıntılarını dev bir kalorifer sistemine benzetebiliriz. Tropiklerden gelen sıcak su kuzeye doğru ilerler, geçtiği bölgelerde havayı ısıtır. Ama tatlı su akışı, bu sistemin çalışmasını bozar; suyun tuzluluğu azalır, yoğunluğu düşer, kuzeye giden sıcak suyun batması engellenir ve kuzey yarımküre hızla soğur.
Ama başka bir hipotez var ki kulağa hem daha dramatik hem de biraz bilim kurgu gibi geliyor: Younger Dryas Darbe Hipotezi. Buna göre, o dönemde büyük bir kuyruklu yıldız parçalanarak Dünya’nın yörüngesine saçıldı. Parçalar atmosferde patladı ya da yüzeye çarptı, bu da büyük şok dalgaları yaratarak buzulları parçaladı. Ortaya çıkan dev miktarda tatlı su da yine okyanus akıntılarını durma noktasına getirdi.
Bu fikir yıllarca tartışmalıydı çünkü deniz tabanında bu olaya dair doğrudan bir iz bulunamamıştı. Karada ve buz çekirdeklerinde bazı ipuçları – mikroskobik metal parçacıkları, platin artışları gibi – keşfedilmişti ama okyanus dibi sessizdi. Ta ki geçtiğimiz yıl Christopher Moore ve ekibinin yaptığı çalışmaya kadar. Bilim insanları Grönland’ın batısındaki Baffin Körfezi’nden aldıkları dört tortul çekirdeği – yani geçmişin jeolojik arşivini – incelediler. Karbon-14 tarihlemesiyle tam Genç Dryas başlangıcına denk gelen katmanları belirlediler ve elektron mikroskobu ile kütle spektrometresi kullanarak bu tortuların kimyasal imzalarını çıkardılar.
Sonuçlar oldukça çarpıcıydı. Katmanlarda, bileşimi Dünya’da doğal yollarla oluşmayacak şekilde, kuyruklu yıldız tozuna benzeyen metal parçacıklar bulundu. Dünya’da nadir olan nikel ve iridyum gibi elementler, bu tabakada yüksek miktarlarda yer alıyordu. Ayrıca, aşırı ısınma sonucu oluşmuş mikroskobik cam kürecikler de keşfedildi. Bu kürecikler büyük oranda Dünya kökenliydi ama içinde kozmik elementler barındırıyordu. Üstelik aynı katmanda platin gibi nadir metallerin anormal seviyelerde birikmiş olması, bunun sıradan bir jeolojik süreçten çok, kozmik bir etkene işaret ettiğini düşündürüyor.
En dikkat çekici olan, bu anomali sadece 12.800 yıl öncesine ait ince bir tabakada görülüyor; hemen altındaki ve üstündeki katmanlar ise tamamen normal. Yani bu izler bir anda olmuş ve bitmiş bir olayın imzası gibi. Bu da kuyruklu yıldız çarpması senaryosunu ciddi biçimde güçlendiriyor.
Tabii bilimde tek bir çalışma kesin kanıt sayılmaz. Daha fazla bölgeden benzer bulguların toplanması, belki de bir kraterin bulunması gerekiyor. Ama bu sonuçlar, gökyüzünden gelen bir felaketin Dünya’nın iklimini bin yıl boyunca değiştirmiş olabileceği ihtimalini daha güçlü hale getiriyor.
Bana sorarsan bu hikâye hem büyüleyici hem de biraz ürpertici. Çünkü bu, gökyüzünden gelen küçücük parçaların bile gezegenin iklimini değiştirecek kadar güçlü olabileceğini hatırlatıyor. Neyse ki bu tür olaylar çok nadir. Yine de bilim insanları göktaşlarını ve kuyruklu yıldızları dikkatle izlemeye devam ediyor. Belki de bu çalışmalar, gelecekte böyle bir senaryonun önüne geçebilmemiz için tek şansımız olacak.
Düşünsene, 12.800 yıl önce gökten düşen bir taş, gezegenin dengesini altüst edip bin yıl süren bir kış başlatmış olabilir. Bence bu, hem Dünya’nın kırılganlığını hem de evrenin ne kadar sürprizlerle dolu olduğunu hatırlatıyor.

