Küresel Salgın Tehditi Kapıda mı? I Uyan da Anlatayım #13

Küresel Salgın Tehditi Kapıda mı? I Uyan da Anlatayım #13

Düşünsene, antibiyotikler artık işe yaramasaydı ne olurdu? Kulağa bilim kurgu gibi geliyor ama ne yazık ki bu, şu an yaşadığımız dünyanın çok gerçek bir ihtimali. Yüzyıllardır insanlığın yakasını bırakmayan tifo hastalığı, bir zamanlar kontrol altına alınmışken, şimdi çok daha dirençli ve tehlikeli bir şekilde geri dönüyor.

Tifo, Salmonella enterica serovar Typhi adı verilen bir bakteri tarafından ortaya çıkan, yüksek ateş ve ağır sağlık sorunlarıyla kendini belli eden bir hastalık. Her yıl dünya genelinde yaklaşık 11 milyon insan tifo oluyor ve bunların 100 binden fazlası hayatını kaybediyor. Vakaların büyük kısmı, yani küresel yükün yaklaşık %70’i Güney Asya’da görülüyor, ama Afrika, Güneydoğu Asya ve Okyanusya’da da ciddi sayıda vaka var. Geçmişte antibiyotikler sayesinde bu hastalık büyük ölçüde kontrol altına alınabilmişti. Fakat bugün, elimizdeki en güçlü ilaçlar bile giderek etkisizleşiyor.

1970’lerde tifonun tedavisinde üç temel antibiyotik vardı: ampisilin, kloramfenikol ve trimetoprim-sülfametoksazol. Bu üçlü uzun süre hayat kurtardı, ancak bakteri zamanla bu ilaçlara karşı direnç kazandı. 1990’larda sahneye florokinolonlar çıktı, kısa bir süre umut verdi. Fakat 2010’lara gelindiğinde Güney Asya’da birçok tifo suşu bu ilaçlara da karşı koymaya başlamıştı. Sonra 2016’da Pakistan’da tarihe geçen bir durum ortaya çıktı: üçüncü kuşak sefalosporinlere ve florokinolonlara aynı anda dirençli bir tifo türü bulundu. XDR Typhi adı verilen bu suş, yalnızca üç yıl içinde ülkedeki baskın tifo türü hâline geldi. Ve hikâye sadece Pakistan’la sınırlı kalmadı.

2022’de Lancet Microbe dergisinde yayımlanan büyük bir araştırma, bu yayılmanın boyutlarını gözler önüne serdi. 2014–2019 yılları arasında Nepal, Bangladeş, Pakistan ve Hindistan’dan toplanan 3.489 tifo bakterisi genomu, dünyanın farklı bölgelerinden toplanan 4.169 genomla karşılaştırıldı. Sonuçlar endişe vericiydi: Son otuz yılda tifo bakterisi en az 197 kez bir ülkeden diğerine geçmiş, bunların 59’u kıtalar arası yayılım olmuştu. Dirençli suşlar Güney Asya’dan Güneydoğu Asya’ya, Doğu ve Güney Afrika’ya, hatta Birleşik Krallık, Amerika ve Kanada’ya kadar ulaşmıştı. Günümüzde küreselleşme ve hızlı ulaşım ağları sayesinde, bir bölgede ortaya çıkan tehlikeli bir mutasyonun sadece haftalar içinde dünyanın öbür ucuna ulaşması mümkün.

Bugün elimizde ağızdan alınabilen tek etkili ilaç kaldı: azitromisin. Ancak Bangladeş, Hindistan, Nepal ve Singapur’dan gelen örneklerde bakterinin bu ilaca karşı da direnç geliştirmeye başladığı görülüyor. Şimdilik bu direnç XDR suşlarıyla birleşmedi, ama eğer birleşirse elimizde ağızdan kullanılabilecek hiçbir etkili tedavi kalmayabilir. Bu, daha fazla hastanın hastaneye yatırılması, tedavilerin zorlaşması ve ölüm oranlarının artması anlamına geliyor.

Güney Asya, antibiyotik direnci açısından adeta bir merkez üssü hâline gelmiş durumda. Burada gelişen dirençli türler, göçler, uluslararası ticaret ve yetersiz su ve sanitasyon altyapısı sayesinde hızla diğer ülkelere yayılıyor. Dirençli bakteriler için neredeyse kırmızı halı serilmiş gibi.

Bu tablo karşısında elimizdeki en güçlü araçlardan biri tifo konjuge aşıları. Bu aşılar, bakterinin Vi kapsül polisakkaritini, bağışıklık sisteminin daha güçlü tanıyabileceği bir proteine bağlayarak hazırlanıyor. Böylece T-bağımlı bir bağışıklık yanıtı oluşturuyor, uzun süreli koruma sağlıyor ve 6 aydan büyük bebeklerden yetişkinlere kadar geniş bir yaş grubunda etkili olabiliyor. Klasik aşılardan farklı olarak hem küçük yaşta güçlü bağışıklık sağlıyor hem de tek dozla yıllarca koruma sunuyor.

Dünya Sağlık Örgütü, bu aşıların özellikle yüksek riskli bölgelerde yaygınlaştırılmasını tavsiye ediyor. Pakistan bu konuda öncü bir adım atarak dünyada rutin tifo aşılamasını başlatan ilk ülke oldu. Hindistan’da yapılan bir çalışma ise, sadece şehirlerdeki çocukların aşılanmasının bile tifo vakalarını ve ölümleri %36 oranında azaltabileceğini gösteriyor. Ancak uzmanlar, sadece yüksek direnç oranına sahip ülkelere odaklanmanın yeterli olmayacağını, çünkü dirençli suşların çok hızlı yayılabildiğini ve küresel bir stratejinin şart olduğunu vurguluyor.

Antibiyotik direnci bugün bile HIV ya da sıtma gibi hastalıklardan daha fazla insanın ölümüne yol açıyor. Eğer bu gidişat durdurulamazsa, tarihin büyük tifo salgınları, çok daha dirençli ve ölümcül biçimde geri dönebilir. Kısacası, bu sadece belli ülkelerin değil, tüm dünyanın meselesi.