Orman Yangınları Neden Artıyor? I Uyan da Anlatayım #12

Orman Yangınları Neden Artıyor? I Uyan da Anlatayım #12

Son yıllarda haberlerde defalarca gördük; Avustralya’nın “Kara Yaz”ı, Kanada’da haftalarca süren dev yangınlar, ülkemizde ve Akdeniz kıyılarında yükselen alevler… Sanki dünyanın dört bir yanında aynı hikâyeyi tekrar tekrar izliyoruz. Peki bu sadece kötü şans mı, yoksa arkasında daha derin bir neden mi var? Elbette ülkemiz özelinde konuştuğumuzda pek çok farklı parametre devreye giriyor. Ama bugün önce dünyada neler olup bittiğine biraz daha geniş bir pencereden bakalım.

Ormanlar, doğanın kendi döngüsünde yangınlardan sonra çoğu zaman kendini yenileyebilir. Ancak son yıllarda yaşanan devasa yangınlar, bu döngüyü bozacak ölçüde toprakta tahribat bırakıyor. Toprak öyle zarar görüyor ki, ormanlar artık eskisi gibi toparlanamıyor. Daha da endişe verici olan, bu durumun uzun vadede orman ekosistemlerini tamamen değiştirme potansiyeli taşıması.

Bilim insanları orman yangınlarının ekosistemler üzerindeki etkilerini uzun süredir inceliyor. Ama Science dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, meseleyi küresel ölçekte ele aldı ve bize yeni bir kavram sundu: pyrome. “Fire” yani yangın ile “biome” yani biyom kelimelerinin birleşiminden türetilen bu terim, benzer iklim koşullarına, bitki örtüsüne ve insan etkisine sahip geniş bölgelerdeki yangınların ortak özelliklerine göre tanımlanan küresel yangın ortamlarını ifade ediyor. Her pyrome, yangınların hangi faktörlerden beslendiği açısından diğerlerinden farklı. Bazılarında iklim ve kuraklık gibi doğal etkenler ön plandayken, bazılarında tarımsal yakma veya ormansızlaştırma gibi insan faaliyetleri baskın rol oynuyor. Araştırmacılar dünyadaki orman ekosistemlerini yangın dinamiklerine göre 12 farklı pyrome’a ayırmış ve her bölgenin yangın hassasiyetini ayrı ayrı incelemiş.

Ortaya çıkan tablo ise pek iç açıcı değil. 2001 ile 2023 arasında küresel orman yangınlarından atmosfere salınan karbon miktarı %60 artmış. Özellikle Avrasya ve Kuzey Amerika’daki geniş boreal ormanlarda yangın kaynaklı emisyonlar neredeyse üç katına çıkmış. Bunun sebepleri arasında daha uzun süren kuraklıklar, azalan toprak nemi ve bazı bölgelerde artan bitki üretkenliği var. Bu son madde kulağa olumlu gelse de, aslında daha çok yanıcı madde anlamına geliyor; yani yangın çıktığında alevler daha hızlı ve daha geniş alana yayılıyor.

Tropikal bölgelerde ise tablo biraz farklı. Nemli tropikal ormanlarda ormansızlaştırmanın azalması sayesinde yangınlarda bir miktar düşüş olmuş. Ancak bu azalma, yüksek enlemlerdeki devasa artışı dengelemeye yetmemiş. Araştırma ayrıca sadece yanan alan miktarına değil, yanan her birim alandan atmosfere ne kadar karbon salındığına da bakmış. Sonuç olarak, yüksek enlemlerde hem yanan alan genişliyor hem de yangınlar çok daha yoğun yanıyor.

Bu gidişatın iklim açısından anlamı büyük. Ormanlar, atmosferdeki karbonu tutarak iklim değişikliğini yavaşlatan dev yutaklardır. Ama bu trend devam ederse, bu ekosistemler karbon yutağı olmaktan çıkıp karbon kaynağına dönüşebilir. Yani, iklim hedeflerimizi doğrudan tehdit eden bir tabloyla karşı karşıyayız. Üstelik birçok ülke, yangın kaynaklı emisyonları “doğal” kabul ettiği için resmi karbon bütçelerine tam olarak yansıtmıyor. Oysa iklim değişikliğinin yangınları daha sık ve şiddetli hâle getirdiği artık açıkça ortada.

İşin ekolojik boyutu da en az iklim kadar önemli. Büyük yangınlar, toprağın organik maddesini ve besleyici bileşenlerini yok ederek verimli üst tabakayı ciddi biçimde bozuyor. Yüksek sıcaklık, toprağın su tutma kapasitesini azaltıyor; bu da filizlenmeyi ve genç bitkilerin büyümesini engelliyor. Üstelik büyük yangınlardan sonra bitkiler yeniden büyüse bile, çoğu zaman orijinal türler değil, hızlı yayılan ve ekosisteme yabancı türler baskın hâle geliyor. Bu durum hem bitki çeşitliliğini hem de o ekosisteme bağlı hayvan popülasyonlarını olumsuz etkiliyor.

Araştırmacılar bu nedenle, özellikle yüksek enlemlerde bitki örtüsü değişimlerini düzenli izlemeyi ve yangın riski yüksek bölgelerde yönetimi önceliklendirmeyi öneriyor. Tropikal bölgelerde ise orman parçalanmasını önlemek ve aşırı sıcak dönemlerde kontrollü ateşlemeleri sınırlandırmak öne çıkan tavsiyeler arasında. Ancak hepsinden önemlisi, yangınların temel tetikleyicisi olan fosil yakıt kaynaklı iklim değişikliğiyle mücadele etmek. Bizim özelimizde ise bir başlık daha eklemek gerekir: Ormanlarımız için ayrılan bütçeyi gerçekten ormanlara harcamak.

Kısacası, orman yangınlarını artık sadece “doğal döngünün bir parçası” olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Onlar, iklim krizinin hem sonucu hem de hızlandırıcısı hâline geldi. Eğer bu gerçeği görmezden gelirsek, gelecekte ne karbon kredilerimiz ne de yeniden ağaçlandırma projelerimiz beklediğimiz etkiyi yaratacak.