Dünyanın En Dayanıklı Hayvanları Üzerinde Yapılan Deneyler, Panspermia Teorisini Destekleyici Sonuçlar Sunabilir mi?

Dünyanın En Dayanıklı Hayvanları Üzerinde Yapılan Deneyler, Panspermia Teorisini Destekleyici Sonuçlar Sunabilir mi?

Panspermia teorisi, canlılığın nasıl “filizlendiğine” dair ortaya atılan teorilerden
(https://evrimagaci.org/panspermia-teorisi-nedir-dunyaya-yasam-uzaydan-tasinmis-olabilir-mi-270)
(diğerleri; abiyogenez, biyogenez, ototrof, heterotrof, yaratıcı vb.) birisidir. Nispeten öne sürülen diğer teorilere
nazaran zayıf kalsa da araştırmacılar tarafından dikkate alınıp üzerinde çalışmalar yürütülmektedir.
Panspermia, en geniş tanımıyla canlılığın gezegenler arasında geçiş yapabilmesi demektir. Kelime anlamı olarak
Antik Yunan dilinde “tüm tohumlar” demektir. Bundan da anlaşılabileceği gibi, yaşamın tohumlarının tüm Evren’e
dağılabileceğini ileri sürer.

Dünya’ya uyarlayacak olursak, gezegenimize hayatın çok uzun zaman önce (3.8 milyar yıl önce), bir diğer
gezegenden taşındığını ileri süren argümandır. Bu argümana göre hayat meteoroidlerle, asteroidlerle ve
gezegenoidlerle bir gezegenden bir diğerine, bir galaksiden bir diğerine, Evren’in bir “ucundan” diğerine
taşınabilmektedir.

Bu görüşe göre yaşam sadece 1 defa başlamış olmak zorunda değildir. Birden fazla defa, birden fazla noktada
başlamış ve Evren’de çeşitli uzay olaylarıyla taşınmış olabilir. Panspermia hakkında daha detaylı bilgi için
sitemizde yer alan ilgili yazıya buradan (https://evrimagaci.org/panspermia-teorisi-nedir-dunyaya-yasamuzaydan-tasinmis-olabilir-mi-270) ulaşabilirsiniz.

Panspermia teorisi, uzayın ekstrem koşullarına dahi dayanabilen ekstremofiller gibi mikroskobik yaşam
formlarının, gezegenler arasındaki çarpışmalardan sonra uzaya saçılan enkazda sıkışıp kaldığını öne süren bir
düşünceye hizmet etmektedir. Ve eğer bu canlılar yeni uğrak noktaları olan gezegenlerde ideal koşullarla
karşılaşırsa, organizmalar aktif hale gelebilir ve evrim sürecini başlatabileceği ön görülür. Panspermia, yaşamın
nasıl başladığı sorusuna yanıt vermez, sadece Evrende yaşamın seyahat edebileceğini ve canlılık
anlamında “bâkir” gezegenlerde yaşamın temellerini atabileceğini öne sürer.
Bu fikir bir bilimkurgu romanından çıkmış gibi görünse de, bazı çalışmalar dünya dışı bir yaşam kaynağının tahmin
edildiği kadar uzak bir fikir olmayabileceğini düşündürmektedir.

Tardigradlar, Gezegenler Arası Yolculuk Yapabilecek Kadar
Dayanıklılığa Sahip Canlılardan Biri Mi?

Öncelikle “Tardigrad nedir?” sorusuna açıklık getirelim. Tardigradlar, mikrometrik boyutlara sahip omurgasız
canlılardan biridir. Genel anlamda görünüşleri silindire benzemekte olup vücudundan 8 adet her birinin ucunda
pençeler yer alan bacaklar uzanır. Dünya’nın her yerinde karşımıza çıkabilmektedirler, evet aklınıza gelen o zorlu
kıta da buna dahil. Antarktika ve tardigradlar üzerindeki çalışmaları anlattığımız yazımıza buradan
(https://evrimagaci.org/tardigradlar-ve-antarktika-dunyanin-en-zorlu-bolgesinde-dunyanin-en-dayaniklihayvanini-aramak-8669) ulaşabilirsiniz. Aktif halde olabilmeleri için su filmine ihtiyaç duyarlar, su filmi olmadığı
zamanlarda ise kriptobiyoz adı verilen latent bir döneme girerler.

İşte tam da bu özellikleri yüzünden tardigradlar araştırmacıların odak noktası haline gelmiştir. Çünkü bu
özelliklerin tardigradları çok düşük sıcaklıklardan (-273C) canlılık için tehditkâr olan sıcaklık noktalarına
(+150C) kadar koruyabildiğini ortaya çıkaran çalışmalar yapılmıştır. Aynı şekilde bu çalışmalar bu canlıların çok
yüksek basınçlardan (6.000 atmosfer basıncı) vakumlu uzay boşluğuna ve kozmik radyasyona kadar en
ekstrem koşullara bile rahatlıkla göğüs gerebilen türleri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu alanda yapılan
çalışmaları sizlere anlattığımız Tardigradlar ve Uzay başlıklı yazılarımıza buradan
(https://evrimagaci.org/tardigrad/icerikler) ulaşabilirsiniz.

Tardigradlar tek bir tür değildirler ve her tardigrad türü, abiyotik (basınç, pH, radyasyon vb.) etkilere
karşı eşit derecede dayanıklı değildir. Örnek olarak Milnesium tardigradum, diğer tardigrad türlerine nazaran
radyasyona direnç konusunda ön plana çıkan en dayanıklı tardigraddır. Hatta bilinen en dayanıklı hayvan
unvanını da tardigradlara kazandıran yegâne tardigrad türüdür. Burada da ufak bir hatırla yapmak
gerekmektedir. Tardigradlar bilinen en dayanıklı hayvanlardır, “en dayanıklı canlılar” olarak lanse edilmesi
yanlıştır. Çünkü hali hazırda bu unvan radyasyona karşı gösterdiği direnç ile Milnesium tardigradum’dan çok
daha dayanıklı olduğunu kanıtlayan Thermococcus gammatolerans adlı bir arkeye aittir (ilgi yazıya buradan
(https://evrimagaci.org/radyasyona-en-dayanikli-canli-thermococcus-gammatolerans-4045) ulaşabilirsiniz).
Tardigradlar, Panspermia Teorisi ile Nasıl İlişkilendirilebilir?
Tardigradların bazı türlerinin ekstrem koşullara dahi dayanabildikleri çeşitli araştırmalar ile kanıtlanınca,
araştırmacıların akıllarına kaçınılmaz bir şekilde “tardigradların, yapılması planlanan bir uzay seyahatinden sağ
çıkıp çıkamayacağı” sorusu geldi. Bu soruyu aydınlatmak adına, bu konu başlığının altında panspermia teorisine
yönelik iki farklı çalışmayı sunmaya çalışacağız.

Bu çalışmalardan ilkinde, tardigradların bir taşıyıcı (vektör) görevi görüp içerisindeki virüs veya bakterileri
uzayın zorlu koşullarında koruyup yeni gezegenlere taşıyıp taşıyamayacağı konusu tartışılacaktır.
İkinci çalışmada ise ilk çalışmanın sonunda yer alacak soru üzerinden hareketle nematod, rotifer, tardigrad ve
diatomların içerisinde barındırabilecekleri alg, bakteri, mantar ve virüsleri uzayın zorlu stres koşullarında korunup
başka gezegenlere taşınabilme ihtimalleri üzerinde durulacaktır.
Bakteriler ve/veya Virüsler Tardigradlar Aracılığı ile
Uzayda Seyahat Edebilirler Mi?
Bakteriler
Bakteriler, araştırmacılara göre “yaşam tohumları” olarak hareket edebilecek en iyi adaylardır. Bakterilerin besin
yokluğunda metabolizmalarını askıya alarak spor oluşturmaları bu konuda olukça avantajlı bir adaptasyondur.
Dünya’nın biyokütlesinin yaklaşık üçte birini oluşturmakla beraber, aşırı koşullarda karşımıza çıkan çoğu canlının
bakteriler alanı içerisinde yer aldığını gözlemleriz.
Köln’deki Alman Havacılık ve Uzay Merkezi’ndeki bilim insanları, Rus FOTON uydusunu kullanarak bakteriler
üzerinde deneyler tasarladılar. Bakteriyel sporları kil, kırmızı kum taşı, Mars taşları ve simetrik Mars toprağı ile
karıştırdılar. Topaklar daha sonra uydu aracılığıyla uzay ortamına maruz bırakıldı. İki haftalık maruz kalma
süresinden sonra araştırmacılar, kırmızı kum taşı ile karıştırılmış bakteri sporlarının neredeyse hepsinin hayatta
kalabildiğini keşfettiler.

Başka bir çalışma, bakteri sporlarının Dünya dışında UV radyasyonundan korunmaları durumunda altı yıl boyunca
dış uzayın aşırı koşullarında hayatta kalabileceğini gösterdi. Araştırmacılara göre bakteri sporlarının kuyruklu
yıldızların veya göktaşlarının içerisinde seyahat etmelerinin ise mümkün olabilmesi kuvvetle muhtemeldi.

Bakterilerin, hatta genel anlamda tüm canlıların uzay seyahatleri sırasında iki ana sorunu vardır: UV radyasyonu
ve bir gezegenin atmosferine girişte karşılaşılan aşırı sıcaklıklar.
Ancak bazı bakteriler 113°C kadar yüksek sıcaklıklarda büyüyebilmektedir. Diğer bir açıdan mikroplar -18°C kadar
düşük sıcaklıklarda gelişebilir; birçoğu -196°C’de sıvı azot içinde muhafaza edilebilir. Ayrıca yüksek dozlarda
iyonize ve UV radyasyonu, aşırı basınç vb. ortamlara belli bir süre dayanıklılık gösterebilirler. Bu özellikleri
sayesinde bazı bakteri türleri yaşamı bir başka gezegene aktarabilme potansiyeline sahip olduğu düşünülüyor;
ama unutmayın onu koruyacak bir yere ya da bu çalışmada bahsedilecek olan bir canlıya ihtiyacı olacak.
Virüsler
2013 yılında, Birleşik Devletler Jeoloji Araştırması’nda çalışan bir mikrobiyolog, virüslerin Dünya’nın hemen
hemen her yerinde yayılım gösterebilme potansiyeline sahip olmakla birlikte, tür çeşitliliğinin muazzam
büyüklüklerde olduğunu kaydetti. Aynı araştırmacı, kuyruklu yıldızlarda ve diğer gezegenlerde ve aylarda
evrimleşen olası virüsler var ise, bu virüslerin insanlar için patojenik olabileceğini tahmin ediyor, bu nedenle
Güneş Sistemi’nin uyduları ve uyduları üzerinde de virüs aramasını önerdi. Fakat burada araştırmacının bu
sözünün alındığı çalışmada tam olarak virüslerin korunma mekanizmasına dair bir bilgi verilmemesinden ötürü
net bir şey söylemek mümkün değildir.
Bilindiği üzere virüsler, genel anlamda enfekte oldukları hücrelerin enzimlerini kullanmaktadırlar. Bu yüzden
enfekte olmamış uyku hallerinde iken virüsün “metabolizması” aktif olmayacak ve dışarıdan gelen tehditlerin
organizma içerisinde yarattığı hasarları onarımı gerçekleştirilemeyecektir. Eğer bir canlı içerisinde seyahat
etmesi söz konusu olur ise korunabilir ve buna bağlı olarak optimum koşullar sunulduğunda çoğalabilecektir

Tabii bir de virüsün buzullar içerisinde taşınabilme ihtimali söz konusudur, fakat bu durum çok uzun sürebilecek
seyahatlerde buzulların erimesi veyahut başka sebepler ile koruyuculuğunu yitirmesine bağlı olarak oldukça
düşük ama yine de bir ihtimal olarak karşımıza çıkıyor

Tardigradlar
Uzay araştırmalarına gönderilen tardigradların kriptobiyoz formlarından biri olan kistlerinin içerisinde gıda
parçacıkları, endosimbiyotik organizmalar ve parazitlerin çeşitli DNA sekansları taşıyabileceği düşünülebilir. Ve
en önemlisi: Muhtemelen fotosentetik organizmaları (alg hücreleri, siyanobakteriler) bağırsak yollarında
taşıyabilir ve uğrak noktaları olacak yeni bir gezegende serbest bırakabilirler.
Tardigradlar üzerine yapılan parazit çalışmaları oldukça kısıtlıdır, endosibiyotik faunası ise bilindiği kadarı ile hiç
yoktur. Ciliata (silliler) şubesine ait Pyxidium tardigradum, eutardigrades üzerinde yaşayan dış parazit olarak
rapor edilen bir protozoandır.

Yosun hücreleri veya doku gibi bazı gıda partikülleri, tardigradın sindirim sistemi boyunca hayatta kalabilir mi? Bu
sorunun çıkış noktası ise Tardigradların çoğunun, fitofagos (bitki ile beslenen) veya bakteriyofagos (bakteri ile
beslenen) beslenmeleridir. Bu yüzden bağırsaklarında kalan bakteri kolonisi ve/veya bitki artıkları yeni yerleşim
alanında yayılım gösterebilme potansiyeline sahiptir.

İlk çalışmada sonuç olarak tardigradlara enfekte olmuş ya da sindirim kanalına yerleşmiş canlıların uzay
seyahatlerinde tardigradların vücutları tarafından yüksek miktarda UV’den, basınçtan, değişken sıcaklıklardan
korunabilirler mi sorusuna dikkat çekilmiştir. Bu korunum eğer ki gerçekleşir ise tardigradların yeni uğrak noktası
olacak hedef gezegenlerde bağırsak mikrobiotası yayılım gösterebilir ve o gezegende yaşamın ilk adımlarını
atabilir.

Tardigradlar, Başka Gezegenlerde Hayatı Filizlendirecek
Yaşam Formlarını Taşıyabilir mi?

Bahsedeceğimiz şimdiki çalışmada, ilk çalışmanın sonunda sorulan soruyu yanıtlamayı hedefledik.
Yazımız içerisinde sıklıkla NRTD ve NRT kısaltmaları kullanılacaktır. Bu kısaltmaların anlamı; NRTD =
Nematod, rotifer, tardigrad ve diatom, NRT = Nematod, rotifer ve tardigrad’dır.
Nematodlar, rotiferler ve tardigradlar, aşırı kuruma (desikasyon) ve soğuktan kaynaklanan uzun süreli
stazlardan (genellikle kanın viskositesi için kullanılan bir terimdir, buradaki kullanımı vücut sıvılarının viskositesi
üzerine olabilir) kurtulabilen ekstremotolerant omurgasızlardır. Ayrıca UV radyasyonunun etkilerine karşı
koyabilirler ve sonuç olarak mikroorganizmaların panspermik transferi için araçlar olarak işlev görebilecek
potansiyel organizmalardır. Bu yüzden bu konuda çalışmalar yapmak adına araştırmacılar tarafından
seçilmişlerdir.

Nematodların, rotiferlerin, tardigradların ve diatomların (NRTD) Dünya’nın başına gelebilecek bir olay
sonucunda uzay saçılan bir parçasında yaşamlarını devam ettirebilmeleri mümkün gözüküyor. Bir önceki konu
başlığımızda da belirttiğimiz üzere yalnız da hareket etmiyorlar, içlerinde mikroorganizmaları taşıyabilme
ihtimalleri de var. Bahsi geçen organizmaların arasında tardigradların uzayın aşırı uç koşullarında hayatta
kalabileceği öne sürülmüştür. Nematod ve rotiferler de uzayın zorlu koşullarında hayatta kalmayı başarabilme
ihtimali bulunan potansiyel canlıların arasında yerlerini almaktadırlar. Bu organizmaların üçü de algler, bakteriler
ve virüsler dahil olmak üzere mikroorganizmalar ile beslenir ve bu organizmaların bir kısmını vücutlarında
taşıyabilirler.
Diatomlardan bahsedecek olursak, içerdikleri alg protoplastının panspermik transfer için potansiyel araçlar
olarak işlev görebileceği ve diatomların bakteri içerdiği de bilindiği için, prokaryotların uzayda transferi için
koruyucu “araçlar” olarak da işlev görebilecekleri belirtilmiştir. Diyatomların canlı alg bileşeni hem protoplastın
hem de diyatom kabuğunun içinde taşınan diğer mikroorganizmaların panspermik transferi için sert, koruyucu
bir araç olarak işlev görebilen bir silikon frustule yapısı ile korunur. Bu yapı sayesinde araştırmacıların gözünde
etkin bir transfer aracı olarak kullanılabileceği öne sürülür. Peki gerçekten bu yapı işe yaraya bilir mi? Bu sorunun
cevabını ilerleyen paragraflarda sizler ile paylaşacağız, şimdilik Diatomları burada noktalayalım.

Tek tek NRTD üyelerinin (diğer biyolojik varlıkların aksine) birçok uzay ortamının zorluklarından kurtulabilmesi ve
böylece canlı mikroorganizmaların Dünya’dan uzaya aktarılması için bir yol sağlaması muhtemeldir. Uygun
ortamlara ulaşıldığında, NRT uyku halindeki bir durumdan canlanabilir ve dışkılama veya hücresel bozulmayı
takiben içinde taşıdıkları mikropları serbest bırakabilir. Tabi tüm bunların temel dayanak noktası NRTD’nin dış
yüzeyinin UV-C gibi zararlı ışınları izole edebilmesi halinde gerçekleşmesi mümkündür.
Hakkında ufaktan bir giriş yaptığımız çalışmanın temel amacı, NRTD gövdelerinde bakteri ve mantarların var
olduğunu kesin olarak göstermek ve ayrıca alg ve bakterilerin, ezilmiş diatomların (yüzey sterilize edilmiş)
bedenlerinde üremeye bilme durumlarını kontrol etmek adına yapılan çalışmalara yer verilmiştir.

NRTD Üzerinde Mikroorganizmalar Taşınabilir mi?

Bahsedildiği üzere NRTD üyelerinin vücutlarında bakteri, alg, mantar vb. mikroorganizmları taşıması mümkün
müydü? Mümkünse, bu nasıl test edildi?

Bu çalışmada kullanılan organizmalar doğadan toplanmak yerine ticari tedarikçilerden elde edilmiştir; sülük
paraziti olan nematod (Phasmarhabditis hermaphrodita), tekerlek hayvancıkları olarak karşımıza çıkan rotifer
(Brachionus pictalis), tardigrad (Macrobioticus) ve ayrıca karışık bir diatom kültürü tedarik edildi.
NRTD’nin bakterileri ve mantarları tüketmelerini sağlamak adına bir gece boyunca musluk suyu ile toprak
ekstraktında bırakıldılar. Organizmalar daha sonra 0.2 mikrometrelik gözenekli bir filtreden süzülerek ayrıldılar.
Daha sonra her biri örnek özel olarak hazırlanmış izolasyon tüplerinin içerisine yerleştirildi.

NRT İnkübasyonu ve Maserasyonu

Sırasıyla bakteriyel ve fungal büyüme için sağlanan ortamın organizmalarını içeren tüpler ayrı ayrı yüzeyleri
sterilize edilmiş akabinde 37°C’de (bakteri için) ve 250°C’de (mantarlar için) 7 gün boyunca çalkalanmadan
inkübe edilmiştir. Diyatomlar için bir alg büyütme ortamı kullanılmış ve burada tüpler, 14 günlük bir inkübasyon
süresi boyunca 25°C’de beyaz ışığa maruz bırakılmıştır. Bu süreden sonra, görünür bakteriyel veya fungal
büyümenin göründüğü tüpler ayrılmıştır. Mikrobiyal büyüme içermeyen tüpler daha sonra bir “girdap” kullanarak
agresif bir şekilde karıştırılmış, böylece bu çalışmada kullanılan cam ballotini boncukları NRTD’yi parçalayarak
içeriğini dışarı çıkarmıştır.

İçeriği dışarı çıkan organizmaların tüpleri daha sonra bakteriyel veya fungal büyüme için ilgili sıcaklıklarda
yeniden inkübe edilmiştir. Daha sonra belirgin bir şekilde morfolojik olarak farklı özellik gösteren bakteriyel veya
fungal koloniler yeni katı ortamlara aktarılmış ve tek tek izolatların tekli kolonileri elde edilmiştir. Akabinde
bakteriler 16S rRNA ve klasik tanımlama tekniklerinin bir kombinasyonu kullanılarak tanımlanmış; fungal izolatlar
için ise morfolojiye dayanan klasik yaklaşımlar kullanılarak tanımlanma işlemleri gerçekleştirilmiştir.
Yüzeyi sterilize edilmiş diyatomlar içinde Escherichia coli’nin varlığının tespiti gerçekleştirilmiştir. Fakat
mikroorganizmalar için panspermik bir araç olarak diyatomların olası bir dezavantajı vardır. Bu dezavantaj;
diyatom frustüllerinin, genellikle UV-C’ye geçirgen olan ve frükül içinde taşınan mikroorganizmaları öldürebilen
bir madde olan silikadan oluşmasıdır. Bununla birlikte, deniz diyatomlarının gösterdiği bazı fizyolojik reaksiyonlar
UV’ye karşı direncin artmasını sağlayabiliyor. Haliyle bu diyatomların içinde yaşayan mikroorganizmalar da daha
düşük seviyelerde zararlı UV radyasyonuna maruz kalacak ve koruyucu bir toprak, çamur, silt veya balçık
tabakasıyla kaplanmış ise tamamen korunması bekleniyor fakat bu korunmanın dahi yeterli olamaması söz
konusu.

Bu Deney, Panspermiayı Destekler mi?

Çalışmada kullanılan deneysel yaklaşım bakteri ve mantarların, yüzeyleri sterilize edilmiş NRTD’nin içinden izole
etmek için tasarlanmıştır. Bununla birlikte, tüm organizmalardan (yani tüm NRTD üyelerinden) geniş bir bakteri
yelpazesi izole edilmiştir. Mantarlar ise sadece nematodlardan ve rotiferlerden izole edilmiş, tardigrat ve
diatomlardan izole edilmemiştir. Aynı zamanda araştırmacılar diatomların içerisinden bir yosun izole etmeyi dahi
başarabilmişlerdir. İzole edilmiş bakteriler içerisinde, sporları UV ve kuruma gibi çevresel aşırılıklara karşı oldukça
dirençli olduğu bilinen Bacillus türleri dahil olmak üzere bir dizi farklı cinsleri barındırmaktadır.

Bu çalışmanın amacı NRT ve diatomlar (NRTD) içinde mevcut olabilecek tüm bakteri ve mantarları izole etmek
değil, bu mikroorganizmaların ayrıca virüslerin de hali hazırda mevcut olduğunu ve NRTD tarafından
taşınabileceğini göstermekti.

NRT’nin beslenerek bakteri edinme kabiliyeti, bu bakterinin saf bir kültürüne maruz bırakıldıktan sonra NRT
içinde mevcut olduğu gösterilen Serratia marcescens bakterisini kullanan çalışmalar ile doğrulanmıştır. Bu deney,
dahili olarak taşınan bakterilerin canlı kaldığını ve organizmaların bağırsak enzimleri tarafından yok edilmediğini
doğrulamıştır. Taşınan mikroorganizmaların, NRTD bireylerinin vücudunda gerçekleşecek olumsuz olaylardan
(örneğin aşırı soğuk veya kuruma ile ortaya çıkan bir staz durumu) kurtulabilmeleri muhtemeldir. Bakteri ve
mantarların yanı sıra algler ve protozoalar da NRTD içinde taşınabilir (rotiferler ve nematodların fitoplankton vb.
taşıdığı bilinmektedir); hayvan, insan ve bitki patojenleri de NRTD tarafından dahili olarak taşınabileceği
düşünülmektedir.

Sonuç

Sonuçlar gösteriyor ki, NRTD içerisinde çeşitli mikroorganizmalar taşıyabilen izole edilmiş yaşam formlarıdır.
Gezegenimizde gerçekleşecek bir çarpışmanın itki kuvveti ile uzaya fırlayan kayaların, parçaların vb. yapıların
içerinde bulunan NRTD’ler potansiyel olarak içerdikleri mikrobiota ile yeni gezegenlere ulaşabilir ve burada
yaşamın filizlenmesini sağlayabilir. Örneğin NRT, uygun anaerobik uzay ortamlarında büyüyebilen anaerobik
bakterileri taşıyabilir.

Aşırı ortamlarda büyüyen nematodlar, rotiferler ve tardigradların kemoototrofik bakterileri ve çok çeşitli
ekstremofilik mikropları taşımaları da muhtemeldir. Bunlar da bulundukları yeni bakir alanları eğer çevresel
faktörler uygun ise işgal edebilir ve yeni bir gezegenin LUCA’sı (Last Universal Common Ancestor/ Son
Evrensel Ortak Ata) olabilirler. Fakat bunun için yine de NRTd’nin, bir kaya veya diğer katı malzemeler içinde
korunması oldukça önemlidir. Çünkü bu yapılar taşınım sırasında NRTD için güvenli bir alan oluşturabilecek
yapıdadır. Bu sayede fizyolojik anlamda zaten güçlü olan NRTD üyeleri çevresel etmenlerin şiddetinin çeşitli
koruyucu faktörleri ile azaltılması ile uzun soluklu bir uzay serüveninin kapılarını aralayabilirler.

Kaynaklar

  • W. Erdmann, et al. (2016). Tardigrades In Space Research – Past And Future.
  • S. A. Alharbi, et al. (2013). Nematodes Rotifers Tardigrades And Diatoms As Vehicles For The Panspermic Transfer Of Microbes.
  • D. Georgiev. (2016). The Phylum Tardıgrada And The Panspermıa Theory – Can The Tardıgrades Be Lıve Capsules Carryıng A Varıety Of Dna Sequences Insıde As Food Partıcles, Endosymbıotıc Organısms And Parasıtes?

Evrim Ağacı / 17 Mayıs 2020